Konya Türkiye nin Orta Anadolu bölgesindedir.Kuzeyinde Ankara, Eskişehir Batı tarafında Afyon, Isparta , güney kısmında Antalya, Isparta ve Karaman, doğusunda ise Niğde ve Aksaray illeriyle çevrilidir. Toprak yüzölçümü sebebiyle ülkemizin en büyük ilidir. Genelde coğrafi yapısı itibariyle ova şeklindedir.Merkez ilçeler dağlarla etrafı çevrilidir.Oysa orta kısmı tepsi gibi düz görünümdedir. Bu sebeple tarım diğer illere göre biraz daha rahat yapılmaktadır. İklim olarak karasal iklime sahip olsa da step iklimidir. Büyük bir çoğunluk olarak su sıkıntısı çekilmektedir. Bu sebeple genelde suya bağımlılığı nispeten az olan tahıl bitkileri ekilmektedir. Bol bol buğday, arpa, yulaf, gibi bitkiler olduğu gibi sulak kesimlerde ise şeker pancarı, ay çiçeği, kaola, çemen, mısır, lahana, marul, havuç, turp gibi endüstri bitkileri de çiftçiler tarafından üretimi yapılmaktadır. Konya’ nın ekmeklik kara buğdayı tüm ülkede çok değer verilmektedir.Zira çok kaliteli ekmek yapılmaktadır.Konyanın sert karasal iklim ürün kalitesini yükseltmektedir.Konya il merkezi yakın merkez ilçeler tarım alanlarında Meram , Karatay ve Selçuklu ilçelerinde ki alanlarda kaliteli tarım ve hayvancılık yapılmaktadır. Hayvancılık olarak koyun keçi gibi küçük baş, sığır, manda gibi büyük baş ve tavuk çiftlikleri bulunmaktadır. Konya için bunlar çok önemli tarımsal girdilerdir. Bu hayvanların gerek etleri, sütleri ve yumurta gibi diğer ürünleri çok kalitelidir.Bunlar Konya daki tarıma çok iyi entegre olmuşturlar. Gerek tarımsal maliyetleri düşürdüğü gibi gerekse ürün kalitesini de yükseltmektedir. Konya da üretilen tarımsal ürünler çok kalitelidir.

SİLLE:Konya‘nın Selçuklu ilçesine bağlı 5 bin yıllık tarihi yerleşim yeri Sille  Mahallesi,  farklı kültürlerin bir arada yaşadığı, erken Hristiyanlık döneminin önemli bir merkezi olarak geçiyor. 

Duvar ve pencerelerinde Roma dönemine ait malzemelerin kullanıldığı Aya Elena Kilisesi, milattan sonra 327 yılında Bizans İmparatoru Constantin’in annesi Helena tarafından, ilk Hristiyanlık dönemine ait oyma mabetlerden etkilenilerek yaptırılmış mimarisi ile dikkati çekiyor.

Kraliçe Helen’a  Kudüse hacı olmak için seyahat ettiği zaman giderken çok sevdiği Silleye uğruyor. Bir müddet  Sille de  kalmasından sonra hastalanıyor  ve  vefat ediyor. Kabri de Sille de, bu günkü Helana Kilisesinin olduğu yere gömülüyor. Halen mezarı burada bulunmaktadır. 

Sille’de, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait camiler, hamamlar, çeşmeler, köprüler gibi Türk-İslam eserleri de bulunuyor.

Tarihi mahallede 19. yüzyılda inşa edilen Sille Çay Camisinin mihrap, minber ve kürsüsünde zengin ahşap işçiliğinin en güzel örnekleri yer alıyor. Yapım yılı tam olarak bilinmeyen ve moloz taştan inşa edilmiş Karataş Cami ise diğer Sille camileri gibi içinde zengin ahşap süslemeleri ile ilgi görüyor.

Sille de toprak küp,testi ve tencere imalatı önceleri çok fazla uğraş alanıydı. Çelik tencere, cam malzemeler ve plastik malzemeler çoğalınca bu sanatta günümüzde terk edilmiş durumdadır. Fakat Konya ve çevresinde Sille yapımı toprak testi , tencereler öteden beri çok kaliteli ve tutulan eşyalardır. Çok az şekilde yer yer imalat halen yapılmaktadır.

 Sille taşları da çok beğenilmektedir. Evlerin yapımında kullanılmak üzere sille ve çevresinden kayalardan oluşturulan taş ocaklarından  sanatkar taş ustaları aracılığıyla kesilerek dört köşe taşlar yapılmak suretiyle imalatlar yapılmıştır. Taş ustaları da çok mahirdir. Bu taşlardan yapılan evler yazın serin kışında ılık tutmaktadır. Ev ortamlarındaki rutubet durumunu da dengelemektedir. Çok sağlıklı ortam  sağlamaktadır.  Ne yazık ki betonun icat edilmesiyle kullanım alanını azalması sebebiyle bu sanatta terk edilmiştir. Genç ustalar çok yetişmemektedir.

 Eski rum evleri estetik açısından, mimari ve kullanım açısından harikadırlar. Hem kullanılan yapı teknikleri, estetik  ve kullanım şekilleri sebebiyle çok güzeldirler. Zamana karşı koymaları ve yerel halk tarafından halen kullanılması sebebiyle halen çoğu ayaktadır.

ÇATALHÖYÜK : Konya ilimizin Çumra ilçemizin Küçükköy mahallesinde bulunan arkeolojik değeri yüksek kazı alanıdır. Burada bulunan bulgular insanlık tarihine ışık tutmaktadır. ilk insanın nasıl bir merhalelerden geçtiğini, nasıl yaşadığı, nasıl aletler kullandığı, nasıl ziraat ve tarım yaptığı, avlandığı , savaş aletleri  tarım aletleri , avladığı hayvanlar, kullandığı araçlar gibi bir takım sırları açığa çıkartmıştır.

   Yaklaşık 9400 yıllık geçmişi olan höyüğün mimarisi ilgi çekicidir. Bir ailenin evdeki yaşam süresi bittiğinde ev toprakla doldurulmuş, üzerine yenisi yapılmıştır. Yeni evlerin sürekli yapılması ile günümüzde 21 metre yüksekliğe sahip höyük oluşmuştur. Höyük’te 18 yapı katı açığa çıkarılmıştır. Bina yapımında kullanılan malzeme kerpiç, ağaç ve kamıştır. Tavan üst örtüsü kamış üzerine sıkıştırılmış kil topraktır. Evler tek katlı olup, eve giriş damda açılan bir delikten, merdivenle olmaktadır. Her ev bir oda ve bir depodan oluşur. Odaların içinde dörtgen ocaklar bulunmaktadır. Duvarlar sıvalıdır, sıva üzeri beyaza boyandıktan sonra sarı, kırmızı ve siyah tonlarda resimler yapılmıştır. Orijinal boğa, koç ve geyik başlarının sıkıştırılmış kil ile konserve edilerek duvarlara aplike edildiği anlaşılmaktadır. Bu temaların yanında rölyef halinde insan figürleri ile hayvan figürleri de görülmektedir. Çatalhöyük, madenciliğin Anadolu’daki başlangıç tarihini Neolitik Dönem’e kadar indirmekte; o dönem insanının toplayıcılık ve avcılığın yanı sıra çiftçilikle de uğraştığını gösteren zengin buluntularıyla dikkat çekmektedir. Çatalhöyük, duvar resimlerinde kent planına yer veren ilk yerleşim merkezidir. Günümüzdeki mülkiyet kavramının o devirde başladığı, pişmiş topraktan yapılmış damga mühürlerle belgelenmiştir.

  Çok enteresan bir hususta halen Çatalhüyük ve çevresinde halen geç kızların dokumuş bulunduğu halı ve kilimlerde Çatalhüyükteki önceki medeniyetlerde duvarlara çizili bulunan motif ve şekiller kullanılmaktadır. Bu motifler Çatalhüyük kazılar yapılmadan binlerce yıldır halk arasında yerleşmiş motiflerdir.

    Anadolu da ilk tarımın yapıldığı yer Çatalhüyüktür. Katmanların çoğunda çok eskinden kalma buğday tanelerine ve kalıntılarına rastlanmıştır. 

   Çatalhüyük önceki sakinleri ölülerini önce tahtadan yaptıkları yüksek platform şeklindeki yere çıkartmaktadırlar. uzun süre açıkta durmakta olup  Akbaba türü yabani  kuşlar ölülerini kemikleri ortaya çıkıncaya kadar yedikten sonra. Kemiklerini oturdukları evlerinin altına gömerek yaşamaktadırlar. Bu şekilde atalarına saygı göstermektedirler.

Eski Konya evleri:Konyanın yerlileriden Hüseyin Özcanın Söyledigine göre genellikle evler düzgün kesilmiş tugla veya kerpiçle yapılmıştır.Normal ev veya köşklerde duvarlar çifte örülmüş yani halk tabiri ile bir büyük bir küçük şeklinde yapılmıştır.Evler iki kat ve üzeri agac dilmelerle kapatılmış üzeri asır döşenmiş toprakla örtülü onun üzeride tahta tabanlık yapılıp bunun üzerine ikinci kata cıkılır.Yine catı agac dilmelerle asır ve toprakla kapatılıp catı yapılır.Catının üzeri kiremitle kaplanır.İki kat arasındaki bölmede topragın kullanılmasının sebebi yazın serin,kışın sıcak olmasıdır.Bu işlem için ak toprak kullanılır.Evlerin dış ve iç kaplaması kırmızı toprak,su ve bugday samanı harc yapılarak kerpiç duvarı üzerine vurulur bunun üzerinede kirecli suyla boyanır.Evler genelde geniş bir bahce içerisinde olup eve girş bahce kapısından oldugu gibi evinde sokaga acılan kapısı bulunmaktadır.Eve girince sagda genişce bir oda solda bir mutfak ve banyo bulunur.Yukarı kata cıkmak için ahşap merdiven yapılır.Merdiven 18 veya 20 basamaktan oluşur.Genel olarak merdivenlerdeki tahtalarda mimari bir özellik göze çarpmaz.Sag da büyük bir oda odanın içinde duvardan gömmeli iki dolap bulunur.Dolaplar ahşaptan yapılmıştır.Solda iki oda,Biri küçük bir büyük bu odaların tabanı tahta döşemedir.Merdivenlerden cıkışta üç odanın kapısının acıldıgı bir salon bulunur.Bu salonda tahtadan basamak şeklinde cam önünde bir sedir bulunur.Bu salonun iki pencersi bulunur.Bahceye bakan büyük ,sokaga bakan küçük penceredir.Her odanın ahşaptan yapılmış penceresi bulunur.Fakat bunlarda ahşapla ilgili herhangibir sanat degeri taşıyan özellik yoktur.Hariçten evin abhcesinde evin seviyesinde kapı cıkısında taş kaplama bulunur.Tugla veya kerpiçten şimdiki deyişle kiler bulunur.Bu kilerin içinde büyük ocak bulunur.Ayrıca bahcede eve yakın şekilde tulumba pompası bulunur yani şimdik deyişle çesme bulunur.başka Bahcede bir mutfak ve biraz ileride tuvalet bulunur.Bazı evlerde tandır denilen fırında üstü kapalı şekilde bulnur.Ayrıca bahce tarafından yerin altındaki bodruma inen izbe denilen yaklaşık bir odalık bir dölüm bulunmaktadır.Bu bölüm yaz kış serin olup peynir,et,yag gibi yiyecek maddeleri saklanır.Genelde bu evin kuzey tarafına yapılır.Günümüzde bu evlerden cok az kalmıştır.Yok denilecek kadar azalmıştır.

ANADOLU SELÇUKLULARI DEVRİNDE KONYA

   Konya’nın 1071 Malazgirt savaşından sonra Selçuklu Türklerinin eline geçmesiyle (1076-1080) kurulan Anadolu Selçukluları Devletinin Başkentliği (1096-1277) döneminde Kültür ve Sanatta altın çağını yaşar. Devrin ünlü Bilginleri, Filozofları, Şairleri, Mutasavvıfları, Hoca, Musikişinas ve diğer sanatkârlarını bağrında toplamıştır. Bahaeddin Veled, Mevlâna Celaleddin başta olmak üzere Kadı Burhaneddin, Kadı Sıraceddin, Sadreddin Konevi, Şahabeddin Sühreverdi gibi bilginler, Muhyiddin Arabî gibi mutasavvıflar Konya’da yerleşmişler, verdikleri eserlerle şehri bir kültür merkezi haline getirmişlerdir. Bilhassa Hz. Mevlâna fikir ve felsefesi ile insanlığı aydınlatmış Mesnevi, Divan-ı Kebir gibi eserleri ile de bu etki halen devam etmektedir. Yine Nasreddin Hoca da güldüren ve düşündüren fıkraları ile Konya’nın kültür ve sosyal hayatının gelişmesinde asırlardır devam eden bir bilge kişidir. Selçuklular dönemi Konya’sında Kütüphaneler açılmış, bu dönemde Tarih, Edebiyat, Felsefe, Sanat, Tıp, Kozmoğrafya, Hukuk ve Din alanında büyük tarihi ve kültürel atılımlar yapılmış, buna bağlı olarak Medreseler, Camiiler, Kütüphaneler, türbeler, çeşmeler, kaleler, hanlar, hamamlar, çarşı ve bedestenler, köprüler, saraylar yapılmıştır. 

OSMANLILAR DEVRİNDE KONYA
   Konya, 1467 yılında Osmanlı sınırlarındadır. Doğu seferlerine çıkan Osmanlı Sultanlarından Yavuz Sultan Selim, Kanunî Sultan Süleyman ve II. Murat’ın uğrak yeridir. İlim, kültür ve sanat hareketleri kesintisiz devam eder. Ünlü şairler, bilginler, tarihçi ve filozofların toplandığı merkez halindedir. Bu dönemde de mimarî yönden; Camiiler, Çeşmeler, Medreseler v.s. eserler meydana getirilir. Konya İl Halk Kütüphanesi de 1910 yılında ilk defa Milli Kütüphane adı ile bu dönemde kurulmuştur.

CUMHURİYET DEVRİNDE KONYA

   29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyetin ilanı ile eskilere ilave yeni okullar açılarak, yeni gazete ve dergiler yayınlanmaya başlanır. Yurt genelinde olduğu gibi Konya’da da İlk, orta, Lise ve Yüksek Öğretim devlet yönetimine geçer, okul yapma ve okuma seferberliğine başlanılarak öğretmen yetiştiren okullar ile teknik ve sanat okulları, yüksekokullar memleketin ihtiyacına göre yenilenerek çoğaltılmıştır. Kültür Bakanlığının kurulması ile kütüphaneler ve müzeler, Kültür ve Tabiat Varlıklarımızın korunması 2863 ve değişik 3386 Sayılı ” Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurumu ” çerçevesinde Kültür Bakanlığının denetimine verilmiştir. Tüm illerde Bakanlığı temsil edecek İl Kültür Müdürlükleri teşkilatlandırılarak Cumhuriyet dönemi kültür ve sanat hareketleri sistematik hale getirilmiştir.